Gūzel insanların, soyundan olanları değil huyundan suyundan,
kişiliğinden olanları sevmeli.
Önemli olan bel evlatlığı değil yol evlatlığıdır.
FLA
https://www.facebook.com/share/p/1BzAXp9JTB/
Semboller
https://www.youtube.com/watch?v=MJ3WeniQP2Q
Mondros Mütarekesi (Ateşkes Anlaşması)
30 Ekim 1918 tarihinde Limni adasının Mondros Limanı'nda imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti - İtilaf Devletleri arasındaki silahlı çatışma sona ermiştir.
Mondros Ateşkes Anlaşması aslında Osmanlı Devleti'nin yıkılışını öngörmekte; İtilaf Devletleri'ne Osmanlı İmparatorluğu'nun herhangi bir bölgesini, güvenliklerini tehdit edecek bir durum nedeni ile işgal hakkını tanımakta idi.
Ateşkes Anlaşması'nda yer alan Osmanlı Devleti'nin ulaştırma vasıtalarını İtilaf Devletleri'nin kontrol etme hakkı ise, Osmanlı Devleti'nin hayat ve can damarlarının İtilaf Devletleri'nin elinde bulundurulması, istedikler anda Osmanlı Devleti'nin hayatına kastetmek yetkisinin İtilaf Devletleri'ne tanınması demekti.
Alıntı kısa yolu http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/TR,82555/mondros-mutarekesi-ateskes-anlasmasi.html
Atatürkümüz, 19 Mayıs 1919’da daha yurdun kurtarılmasına girişmeden, Mondros Ateşkes Antlaşmasıyla Osmanlı ele geçirilmiş. Küresel güçlerin tüm Osmanlıyı ele geçirme niyetinin açık göstergesi de bir ateşkes antlaşmasını barış antlaşması gibi kabul edip her yeri işgal etmesidir.
Ateşkes antlaşmaları, barış yapılabilmesi için silahların susturulmasıdır. Sonra elbette ki güçlü tarafın şartlarıyla bir barış antlaşması imzalanır.
Mondros sonrasında genel durumu gözler önüne serip ( 19 Mayıs 1919 ) yanmış yıkılmış bir ülkenin kurtarılmasına girişen kişi, küresel güçlerden yurdunu kurtarmak isteyen kişi, nasıl küresel gücün hizmetkârı olabiliyor anlamadım?
OSMANLI DEVLETİ’nin SON DURUMU
http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/TR,81466/turk-yurdunun-genel-durumu.html
Türk Yurdunun Genel Durumu
Samsun'a Çıktığım Gün Genel Durum ve Görünüş
1919 yılı Mayısının 19'uncu günü Samsun'a çıktım. Genel durum ve görünüş :
Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu topluluk, Genel Savaşta (Birinci Dünya Savaşında) yenilmiş, Osmanlı ordusu her yanda zedelenmiş, koşulları ağır bir ateşkes anlaşması(mütarekename) imzalanmış. Büyük Savaşın uzun yılları boyunca, ulus, yorgun ve yoksul bir durumda. Ulusu ve ülkeyi Genel Savaşa sürükleyenler, kendi yaşamlarının kaygısına düşerek, yurttan kaçmışlar. Padişah ve Halife olan (Saltanat ve halifelik katında oturan)Vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini umduğu alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki hükümet, güçsüz, onursuz, korkak, yalnız padişahın isteklerine uymuş, onunla birlikte kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş.
Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta.
İtilâf devletleri, ateşkes anlaşması hükümlerine uymayı gerekli görmüyorlar. Birer uydurma nedenle, İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul'da. Adana ili Fransızlar; Urfa, Maraş, Antep İngilizlerce işgal edilmiş. Antalya ile Konya'da İtalyan birlikleri, Merzifon'la Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor. Her yanda yabancı devletlerin subay ve görevlileri ve özel adamları çalışmakta. Daha sonra, sözümüze başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919'da İtilâf Devletlerinin uygun bulmasıyla Yunan ordusu İzmir'e çıkarılıyor.
Bundan başka, yurdun dört bir bucağında Hıristiyan azınlıklar, gizli, açık, özel istek ve amaçlarının elde edilmesine, devletin bir an önce çökmesine çaba harcıyorlar.
Sonradan elde edilen güvenilir bilgi ve belgeler, İstanbul Rum Patrikliğinde kurulan Mavri Mira Kurulu'nun (belge: l) illerde çeteler kurmak ve yönetmekle, gösteri toplantıları ve propagandalar yaptırmakla uğraştığını doğruladı. Yunan Kızılhaçı, Resmi Göçmenler Komisyonu, Mavri Mira Kurulu'nun çalışmalarını kolaylaştırmaya yardım ediyor. Mavri Mira Kurulu'nca yönetilen Rum okullarının izci örgütleri, yirmi yaşını aşmış gençleri de içine alarak her yerde geliştiriliyor.
Ermeni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira Kurulu ile düşünce birliği içinde çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tam olarak Rum hazırlığı gibi ilerliyor.
Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz kıyılarında kurulan ve İstanbul'daki merkeze bağlıPontus Cemiyetikolaylıkla ve başarıyla çalışıyor. (belge: 2)
Zalimden Başkasına Düşmanlık Edilmez
Bakara 193 ayeti gereği tepki bir dinden, mezhepten ya da milletten olan kişilere değil zalimlere yöneltilmelidir.
Bakara 193
Herkesi sev ama,
Zulme sapanlar hariç.
Allah zalimi sev deyip de,
Kuluna Zulmeder mi hiç?
Libido'ya ulaşmamıza engel olacak kişilerle,
Aramıza olabildiğince,
Mesafe koymalıyız, bence.
Erkekliğin onda dokuzu kaçmakta,
Biri de görünmemekte.
İnsan kendini ve sevdiklerini,
Savunmalı elbette ama gerektiğinde.
FLA
Saygılar ve Sevgiler.
18.06.2012
BAKARA-193
Yaşar Nuri Öztürk: Fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla çarpışın. Eğer çarpışmaktan vazgeçerlerse artık zulme sapanlardan başkasına düşmanlık edilmez.
Not: Üzülme der Mevlana ve devam eder; Kızma hiç kimseye yaptıklarından dolayı aksine teşekkür et ihanet edenlere sadakati öğrettikleri için...Minnet duy yalancılara doğrunun farkına varmanı sağladıkları için...Mutsuz edenlere dua et mutluluğu daha derin hissettirdikleri için.. Herkesi sev yaşamına bir anlam kattığı için..Hayat bu yüzden daha güzel siyahlar beyazı farkettirdiği için.....Kaynak: kaanil.blogcu.com...
Fatih Lütfü Aydın
Kayıt Tarihi : 24.8.2014 22:27:00
...................................
Deniz Gezmiş'in son sözleri,
"Yaşasın tam bağımsız Türkiye!...
Kahrolsun emperyalizm!
Yaşasın işçiler, köylüler!"
......................................
Atatürk'ümüzün Bağımsızlıkla ilgili Sözleri.
BAĞIMSIZLIK, TAM BAĞIMSIZLIK, EKONOMİK BAĞIMSIZLIK-ULUSAL BAĞIMSIZLIK
• Tam bağımsızlık, ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür. (1922)
• Biz bağımsızlık istiyoruz dediğimiz zaman, tam bağımsızlık istediğimizi herkesin anlaması gerekir. (1923)
• Bu günkü çabamızın amacı, tam bağımsızlıktır. Bağımsızlığın tamamı ise ancak ekonomik bağımsızlık ile mümkündür. Bir devletin maliyesi bağımsız olmayınca, o devletin bütün yaşamsal kuruluşlarında bağımsızlık felç olmuştur. Çünkü devletin her organı, ancak parasal (mali) kuvvet ile yaşar. Mart 1922 TBMM.
• Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.
• Ben yapabilmek için mutlaka özgür bir ulusun çocuğu kalmalıyım. O halde, ya özgürlük ya ölüm!
• Ne kadar zengin ve gelişmiş olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmak katından yüksek bir işleme uygun sayılamaz.
• Türkiye halkı asırlardan beri hür ve bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı hayatın şartı kabul etmiş bir ulusun kahraman çocuklarıdır. Bu ulus bağımlı yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır. ( 1922, İzmit) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, Ankara, 1997, s. 38) 18.02.1922 Claude Farrere ile Çay Ziyafetinde.
• Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlık ile mümkündür. (1922, Ankara) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. I, Ankara, 1997, s. 243)
• Bu millet, ekonomik bağımsızlığını elde ederse o kadar kuvvetli temel üzerinde yerleşmiş ve ilerlemeye başlamış olacaktır ve artık bunu yerinden kımıldatmak mümkün olmayacaktır. İşte düşmanlarımızın, hakiki düşmanlarımızın bir türlü rıza göstermedikleri budur. (1923, İzmir) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, Ankara, 1997, s. 114)
• Ulusumun bağımsızlığı yolunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun(1923) (Mustafa Kemal’den Atatürk’e, Kültür Bakanlığı Yayını Cilt I, s. 158)
• Temel ilke, Türk ulusunun haysiyetli ve onurlu bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık dünyası karşısında uşak olmak katından yüksek bir işleme yaraşmaz...
https://fatihltfaydin.tr.gg/Ataturk-Soz-ve-Demecleri.htm
........................................................................................................
https://forum.memurlar.net/konu/1946508/
Muhannet: mihnet eden yani sıkıntı veren demek olduğundan zalim yerine de kullanılır.
Zalim de bir şeyi konması gereken yere değil de başka bir yere koyan oluyor
Zalim zulmeden demek.
Emekçinin cebine konması gereken başka bir yere konduğunda bu durum zulūme örnek oluşturur.
Biri bir şeyi çok fazla yapıyorsa bu iş Arapçada mūbaalağa ( abartı ) kalıbıyla yazılır
Örneğin fırıncı ekmek yapma işini çok fazla yaptığından Arapçası hubbazdır.
Hubz, ekmek hubbaz da fırıncı oluyor.
Hubz, hubbaz ve mihnet ( sıkıntı verme) muhhannet oluyor.
FLA
Hükmi Domuz
İslam'ın meselesi,
Doğru anlaşılıp,
Hayata geçirilememesi.
Hayata geçirilemeyince İslam,
Hayat bize geçirir,
Hep gam, hep gam.
Allah kulunun amellerine mi bakar,
Yoksa bir günün ya da gecenin hürmetine mi bakar.
O zaman her türlü kul hakkını yiyelim,
Bir gün ya da gecenin hürmetine cennete gidelim.
Ne güzel bir din, hadi hep beraber,
Kul hakkı yiyelim.
Ne diyelim.
Bir yanda hükmi domuz ayeti,
Maide 59-62.
Bir yandan da Necm 39 ayeti.
İyi anlamazsak bu dini,
Bir sonraki yaşama hükmi domuzuz,
Benden söylemesi.
FLA
MÂİDE-60
ve el hanâzîre : ve domuzlar
Not: hanâzîr hınzır ( domuz ) ın çoğuludur.
Yaşar Nuri Öztürk : De ki: "Allah katında ceza olarak bundan daha kötüsünü size bildireyim mi? Allah'ın lanetlediği, üzerine gazap indirdiğidir o. Allah böylelerinden maymunlar, domuzlar ve tağut uşakları yapmıştır. İşte bunlardır yer bakımından daha kötü, yolun denge noktasını kaybetme bakımından daha şaşkın olanlar." Not: Anladığım kadarıyla Allah lanetlediği ve üzerine gazap indirdiği kullarından; maymunlar, domuzlar ve tağut ( şeytan ) uşakları yapmıştır.Yani lanetlediği ve üzerine gazap indirdiği kullarını dünyaya tekrar maymunlar, domuzlar ve tağut (şeytan) uşakları oalarak göndermiştir.
Sonuç olarak domuzlar Allah'ın lanetlediği ve üzerine gazap indirdiği kişilerdir.
Başka bir yazım.
Hükmi Domuz.
Kur'an'ın bir, bir olayı haber veren ayeti vardır bir de bir hüküm yani yargı bildiren ayeti vardır.
Yargı içeren ayetlere hükmi ayet denir. Bu durumda hükmi domuz hüküm ayetinde sözü edilen domuz olabilir.
Hükmi hükümle yani yargıyla ilgili demektir.
Bilmeyenler için yargı, bir konu, kişi ya da kurum hakkında olumlu ya da olumsuz sahip olunulan düşüncedir.
Ör. Ahmet iyi bir kişidir, o böyle bir kötülük yapmaz.
Yaşar Hocanın hükmi derken demek istediği Kur"an'ın hüküm yani yargı bildiren ayetleri olmaktadır.
Bu durumda hükmi domuz, Kur'an"ın yargı bildiren ayetleri bakımından domuz anlamına gelmektedir.
O zaman Hz. Allah sömürüp, semirenler hakkında domuz oldukları düşüncesine sahip olmalı.
Yaşar Hocamızın dediği gibi bunu biz söylemiyoruz, Kur'an söylüyor.
F.L.A.
Necm 39
Yaşar Nuri Öztürk
Gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başkası yoktur.
Maide 62
Yaşar Nuri Öztürk Meali
Onların bir çoğunun günahta, düşmanlıkta, haram yemede yarıştıklarını görürsün. Ne kötüdür o yapmakta oldukları!
Onlar kim? Yanıtı Maide 60'da
Yaşar Nuri Öztürk Meali
De ki: "Allah katında ceza olarak bundan daha kötüsünü size bildireyim mi? Allah'ın lanetlediği, üzerine gazap indirdiğidir o. Allah böylelerinden maymunlar, domuzlar ve tâğut uşakları yapmıştır. İşte bunlardır yer bakımından daha kötü, yolun denge noktasını kaybetme bakımından daha şaşkın olanlar."
Fatih Lütfü Aydın
Kayıt Tarihi : 12.5.2025 20:28:00

Dinimizdeki haramlar yani yasaklar aşağıdaki haramlaştırma yazısından da anlaşılacağı üzere Hz. Allah'ımız tarafından belirlenir.
Kur'an'da belirtilmemiş bir yasağı kişiler dile getiriyorsa bu durumda kul sözüyle Hakk sözü çelişiyor demektir.
Kul Sözüyle Hakk Sözü Çeliştiğinde....
Bakara suresi 286 ayettir.
Yaşar Nuri Öztürk.
286. Allah hiçbir benliğe, yaratılış kapasitesinin üstünde bir yük yüklemez/teklifte bulunmaz. Her benliğin yaptığı iyilik kendi lehine, işlediği kötülük kendi aleyhinedir/kişinin hem kendisini hem başkaları için kazandığı onun lehine, yalnız kendi nefsi için kazandığı onun aleyhinedir/kişinin kendi emeği ile kazandığı lehine, başkalarının sırtından kazandığı aleyhinedir. "Ey Rabbimiz! Unutur yahut hata edersek bizi hesaba çekme. Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize, güç yetiremeyeceğimiz şeyleri de yükleme. Affet bizi, bağışla bizi, acı bize. Sen bizim Mevlâ'mızsın.Gerçeği örten nankörler/inkârcılar topluluğuna karşı yardım et bize!"
Miraçta peygamberimize 50 vakit namazın farz olduğu rivayeti (rivayet aktarılan söz demek) bu ayete göre doğru olamaz.
Bu ayete göre Hz. Allah kullarına yüklenemeyecekleri yükü yüklemeyen bir Yaradan olduğunu söylüyor.
Kul sözü (50 vakit namazın farz olduğu rivayeti) Allah'ın sözüyle (yukarıdaki ayet) çeliştiğinde hangisine itibar etmeliyiz ? (Hangisini önemsemeliyiz ?)
Kul sözüyle Hakk sözü çeliştiğinde,
Kur'an'dan sorumlu olduğumuzu söyleyen,
Zuhruf, 44 'e göre,
Hakk sözünü esas almalıyız, elbette.
FLA
Bakara 229 boşanma yasağı yok.
Yaşar Nuri Öztürk
Boşama iki kezdir. Bunun ardından ya iyilikle tutmak ya da güzelce serbest bırakmak gerekir. Onlara verdiğinizden bir şeyi geri almanız size helal olmaz. Erkekle kadının Allah'ın sınırlarını korumada endişe etmeleri hali başka. Erkek ve kadının Allah'ın sınırlarında duramayacaklarından endişe ederseniz, o zaman kadının verdiği fidyede ikisine de bir günah yoktur. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Bunları aşmayın. Allah'ın sınırlarını aşanlar, işte onlar, zalimlerin ta kendileridirler.
Demek ki isteyen yöntemine uygun olarak boşanabilir. Bu durumda, "Ya benimsin ya toprağın." şeklindeki kul sözü Hakk sözüyle çelişmektedir.
İmamlık liderlik demektir. Kadın imamlık yapamaz diyenin Kur'an'dan destek alması gerekir. Yani Kur'an'da kadının imamlığının yasak olması gerekir.
"Her şey Kur'an'da yazacak değil." diyenler için şu söylenebilir.
Biz Zuhruf, 44, Yaşar Nuri Öztürk:
"Gerçek şu: Bu Kur'an sana ve toplumuna elbetteki bir hatırlatıcı/bir düşündürücü/bir şeref/bir öğüttür. Bundan sorumlu tutulacaksınız." ayeti gereği Kur'an'dan sorumluyuz ve bu durumda da tüm sorumlu olduğumuz emir ve yasakların da Kur'an'da yazıyor olması gerekir.
Konuyla ilgili yazılar aşağıdadır.
Bir kadının imamlık yaptığı bir video üzerine yazdığım bir yazı.
Kadının İmamlığı.
Şehvet güzel şeydir ama kişi helalinden başkasıyla bu duyguyu yaşamamalı. Bu düşünceyi yaşama geçirmeyi yani helalinden başkasına şehvet duymama alışkanlığını kazanmayı sağlatacak bir antreman olabilir, kadının imamlığı. Elbette ki erkekler için zorlu bir imtihan. F.L.A.
Not: Namaz, zihni ( beynin düşünmeyle ilgili bölümünü ) aşırı ve haksız arzular içeren düşüncelerden arındırma ve böylece ruhu dinlendirme, aracıdır. Böyle bir durumda bunu becerebilen ruhunda büyük bir huzur yaşar. Buna meditasyon diyorlar.
Kadın imamlık yapamaz, diyebilmek için ibaha ( serbestlik ) ilkesi gereği Kur'an'da kadının imamlığının yasak olması gerekir. Böyle bir yasak ( haram ) olmadığına göre bu durumda cemaat bir kadının arkasında namaz kılıp kılmama serbestliğine sahiptir. Dileyen saf tutar, dilemeyen tutmaz.
Önemli olan zalimin arkasında saf tutmamak, yani zalimi desteklememek, zalim uğruna değil Hz.Allah uğruna can vermektir. Günümüze uyarlarsak Büyük Ortadoğu Projesiyle yurdumuzu bölmek isteyen sömürgecilerin arkasında durmamaktır.
Bununla birlikte önemli olan yöneticinin cinsiyeti değil, mert olup olmaması ve yönetimin 5 Kur'ani ilkesine uyup uymamasıdır.
F.L.A.
Haramlaştırma
Nahl, 67 Yaşar Nuri Öztürk: Hurmalıkların meyvalarından, üzümlerden de sarhoş edici bir içecek ve güzel bir rızık elde edersiniz. İşte bunda, aklını işleten bir topluluk için kesin bir mucize vardır.
Nahl, 67. Ve min semaratin nehıyli vel a'nabi tettehızune minhü sekerav ve rizkan hasena inne fı zalike le ayetel li kavmiy ya'kılun
Güzel rızık derken üzümü ve suyunu kasdediyor olmalı. Özgün ayetten de anlaşılacağı üzere hasene ( güzel ) niteleyicisi rızık sözcüğünde var içki demek olan sekeravda yok.
Hamr adlı şiirimde yer alan ve Diyanet Sözlüğünden alıntı olan Hamr başlıklı yazıdan bir bölüm,
İlk önce içki, güzel rızktan ayrılmış (Nahl, 16/67) : ikinci olarak kesin bir şekilde yasaklanmamakla birlikte içkide büyük günah ve faydalar bulunduğu, ancak zararının daha büyük olduğu belirtilmiş (Bakara, 2/219) : üçüncü merhalede sarhoş iken namaza yaklaşmak yasaklanmış (Nisâ, 4/43) , son olarak da kesin bir şekilde haram kılınarak şeytan işi bir pislik olduğu bildirilmiştir (Mâide, 5/90) .
Burada Hz. Allah tedrican yani derece derece bıraktırma yöntemini uygulamakta. Buna psikolojide at başı gitme deniyor. Atı birden durdurmaya kalkarsanız sizi dinlemez ve ezer geçer. Bu yüzden at ile bir süre koşmak gerekir.FLA
Not: Bakara, 219, Yaşar Nuri Öztürk: Sana uyuşturucuyu/şarabı ve kumarı sorarlar. De ki: "Bu ikisinde büyük bir günah vardır; insanlar için çıkarlar da vardır. Ama onların kötülüğü yararlarından çok daha büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini de soruyorlar. De ki: "Helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanını verin." İşte Allah, ayetleri size böyle açıklar ki, derin derin düşünebilesiniz.
Nisa, 43, Yaşar Nuri Öztürk: Ey iman edenler! Sarhoşken, ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüpken de -yolculuk halinde olmanız müstesna- boy abdesti alıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hastalanırsanız yahut yolculuk halinde bulunursanız yahut biriniz tuvaletten gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız, bütün bu durumlarda su da bulamamışsanız, temiz bir toprakla teyemmüm edin. Yani yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Allah Afüvv'dür, günahları affeder, Gafûr'dur, hataları bağışlar.
Maide, 90, Yaşar Nuri Öztürk: Ey iman edenler! Uyuşturucu/şarap, kumar, tapılmak için dikilen taşlar, fal okları şeytan işi birer pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Hamr Şiiri
Alıntı.... Yaşar Nuri Öztürk Kur'an'ın Temel Kavramları Haramlaştırma Maddesi.
HARAMLAŞTIRMA (tahrîm)
Bir şeyi haram ilan etmek, haramlaştırmak anlamlarındaki Kur'ansal tabir olan 'tahrîm', 'yasaklanmış şey' demek olan 'haram' kökünden türemiştir. Haram, türevleri ile birlikte Kur'an'da 70'ten fazla yerde geçmektedir. Tahrîm, bir şeyin, aklın ilk anda fark edebileceği veya edemeyeceği gerekçelerle tanrısal vahiy tarafından yasaklanması demektir. Kur'an'a göre, tahrîm yetkisi yalnız Allah'ındır.
Haramlığı Allah tarafından ilan edilmeyen her şey mubahtır. Bu Kur'ansal yaklaşım, İslam bilginleri tarafından şu şekilde formüllendirilmiştir: "Eşyada asloİan ibahadır." Bunun açık anlamı, yasaklığı Allah tarafından açık ve kesin olarak belirlenmemiş bütün alanlarda serbestlik esastır. Haramlığın varlığından söz etmek için, iki şey aranmıştır:
1. Nassın sübûtu, yani haramlığa ilişkin açık, tartışmasız bir Kur'an ayetinin bulunması,
2. Mânâya delâletin kesinliği.
Nassın bulunması yetmez, nastaki haramlığa delâletin tartışmasız olması lazımdır. Mânâya delâlet tartışmalı ise haramlıktan söz edemeyiz, belki mekruhluktan söz edebiliriz. Bu demektir ki, Kur'an açısından bir şeyin helal veya haram dairesine girdiğini tespit için o şeyin haramlar arasında yer alıp almadığını araştırmak gerekir. Helalliğe ilişkin hüküm aranmaz.
Bir şey haramlar arasında yoksa otomatik olarak onun helal olduğuna hükmedilir. Bu, bir anlamda, hukuktaki, suçun kanuniliği ilkesine benzer. Kanun tarafından bütün unsurları ile tanımlanmayan bir şeye suç adını vermek mümkün olmaz. Genel teşriî mantıkla Kur'an'ın verilerini birlikte düşünerek buna 'vahyîlik ilkesi' diyebiliriz.
Tahrîm, Allah'ın tekelinde olduğuna göre, din adına peygamberlerin bile haramlaştırma yetkisi yoktur. Peygamberler ancak örf adına yasaklar koyarlar, yani onların koydukları yasaklar tarihseldir, zamanüstü değildir. Zamanüstü yasağı sadece ve sadece Allah koyar. Kur'an'ın din meselesindeki en hayatî mesajı budur. İslam'ın bu yaklaşımı, onun temel ilkelerinden biri olan şu kabulün bir uzantısı halinde karşımıza çıkar: Dinin kurucusu ve koyucusu Allah'tır. Peygamber sadece tebliğ edip uygulamayı gösterir.
Kur'an şöyle diyor:
"Ey iman sahipleri! Allah'ın size helal kıldığı şeylerin temiz/leziz/ taze/hoş olanlarını haram laştırmayın; azıp smırı aşmayın; Allah, azıp sının aşanları sevmez." (Mâide, 87)
"Ey Peygamber! Allah'ın sana helal kıldığı şeyi, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek neden haramlaştırıyorsun? Allah Gafur'dur, Rahîm'dir." (Tahrîm, 1)
Tahrîm yetkisinin Allah'ın tekelinde oluşunu ifadeye koyarken, Hz. Peygamber şöyle diyor:
"Helal, Allah'ın kitabında helal kıldığı; haram ise yine Allah'ın kitabında haram kıldığı şeydir." Allah'ın helal kıldıklarını haram ilan etmek, tanrılık sınırlarına tecavüz olduğu gibi, O'nun haram ilan ettiği şeyleri helal kılmaya kalkmak da Allah'ın haklanna tecavüzdür. Bu tecavüz, Allah'a iftira olarak gösterilmiş ve en büyük zulümlerden biri olarak damgalanmış tır. (bk. burada, İftira ve Zulüm maddeleri)
Kur'an-ı Kerim, Mâide 2 başta olmak üzere birçok ayetinde böyle bir girişimi azgınlık, zulüm, haklara tecavüz ve Allah'a iftira olarak anmaktadır, (örnek olarak bk. 2/229; 16/116)
Konuyla ilgili notlarım....
Haramı belirleme yetkisi Hz.Allah'a aittir. Şu günah mı gibi soruların cevabı Kur'an'da yasaklanmışsa evet günahtır olmalıdır. Kimse Kur'an dışı bir şekilde şu helal bu günah diyemez. İbaha serbestlik ilkesi gereği bir şey Kur'an'da yasak edilmemişse helaldır.
İbaha yani serbestlik ilkesi suçun kanuniliği ilkesiyle eşdeğerdir.
12- Suçta ve Cezada Kanunilik: Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Suç ve ceza ancak kanunla koyulur. Kanunlar, prensip olarak ileri doğru uygulanır. Ceza kanunları, ancak lehe olduğunda geçmişe etkili uygulanır. Alıntı....fatihltfaydin.tr.gg/Evrensel-Hukuk-ve-Ahlak-ilkeleri.htm
Yasaklar Enam, 151-153 ( Sırat-ı Müstekim ayetleri ) 'de belirtilmiştir.Eğer akıla gelen şey Kur'an'da yasak edilmemişse, sağlığa aykırı olup olmadığı düşünülmelidir.
Emaneti ehline ver ve uzmanına sor ayetleri gereği uzmanına danışılmalıdır. Örnek: ojeyle abdest alma, küpe, dövme vs.
Ehliyet Emeanet Emniyet şiiri
Haramı Belirleme Yetkisinin Allah’a ait Olduğunu Gösteren Kur'an Ayetleri
KEHF-26
Yaşar Nuri Öztürk: De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. O'nun elindedir göklerin ve yerin gaybı. Ne güzel görendir O, ne güzel işitendir. Onların, O'ndan başka bir dostları da yoktur. Ve O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez."
MÂİDE-87
Yaşar Nuri Öztürk : Ey iman sahipleri! Allah'ın size helal kıldığı şeylerin temiz ve güzel olanlarını haramlaştırmayın; azıp sınırı aşmayın; Allah azıp sınırı aşanları sevmez.
NAHL - 116.
Yalan düzerek Allah'a iftira etmek için, dillerinizin uydurma nitelendirmeleriyle "Şu helaldir, şu da haramdır!" demeyin. Yalan düzerek Allah'a iftira edenler kurtulamazlar.
YÛNUS-59
De ki: "Ne oldu size de Allah'ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir de helal?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"
EN'ÂM
119. Size ne oluyor da üzerine Allah'ın adı anılmış olanlardan yemiyorsunuz? Zorda kalışınız dışında üzerinize haram kıldığını bizzat kendisi size ayrıntılı olarak açıklamıştır. Birçokları ilimsiz bir biçimde kendi keyiflerine uyarak halkı şaşırtıyorlar. Hiç kuşkusuz, senin Rabbin sınır tanımaz azgınları çok iyi bilmektedir.
IZTIRAR ( ZARURET, ZORUNLULUK )
145. De ki: "Bana vahyolunanlar içinde, bu haram dediklerinizi yiyecek birine yasaklanmış bir şey bulamıyorum. Yalnız şunlardan biri olursa başka: leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki o bir pisliktir- Allah'tan başkası adına boğazlanmış bir murdar." Iztırar haline düşen, başkasının hakkına dokunmamak, zorunluluk sınırını da aşmamak şartıyla bunlardan yiyebilir. Çünkü senin Rabbin çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.
151. De ki onlara: "Hadi gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını yüzünüze karşı okuyayım: Hiçbir şeyi O'na ortak koşmayın. Ana-babaya çok iyi davranın. Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; biz sizi de onları da rızıklandırırız. Kötülüklerin görünenine de gizli kalanına da yaklaşmayın. Allah'ın saygın ve aziz kıldığı cana, bir hakkı savunmak dışında kıymayın. Allah size bunları önerdi ki, aklınızı işletebilesiniz."
ARAF
32. De ki: "Allah'ın, kulları için çıkardığı süsü, güzel ve tatlı rızıkları kim haram etmiş?" De ki: "Dünya hayatında inananlar için de var. Kıyamet gününde ise yalnız inananlar içindirler." Bilgiden nasipli bir topluluk için biz, ayetleri böyle ayrıntılı kılıyoruz.
33. De ki: "Rabbim, ancak şunları haram kıldı: İğrençlikleri -görünenini, gizli olanını- günahı, haksız yere saldırmayı, hakkında hiçbir kanıt indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmayı, bir de Allah hakkında bilmediğiniz şeyler söylemeyi."
TAHRÎM-1
Ey Peygamber! Allah'ın sana helal kıldığı şeyi, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek neden haramlaştırıyorsun? Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.
ŞÛRÂ-21
Yoksa onların, dinden, Allah'ın izin vermediği şeyi kendileri için yasalaştıran ortakları mı var? Kesin ayrıma ilişkin söz olmasaydı, aralarında hüküm mutlaka verilirdi. O zalimler var ya, onlar için acıklı bir azap öngörülmüştür.
Herşey İnsan İçin.
Bakara Suresi
29. O Allah'tır ki, yeryüzündekilerin tümünü sizin için yarattı. Sonra göğe saltanat kurdu da onları yedi gök halinde düzenledi. O Alîm'dir, her şeyi çok iyi bilir
23 Nisan
Seçimler, her görüşün oylandığı,
Gizli oylama açık tasnif ile yapılmalıdır.
Açık tasnif, oyların herkesin,
Önünde sınıflandırılmasıdır.
Çoğunluğun oyuyla seçilenler.
Çoğulculuğa önem verip,
Azınlığa da hizmet etmeliler.
Ulusal egemenlik böyle sağlanır.
Egemenliği millet böyle eline alır.
Bunlardır demokrasinin özü, hülasası.
Buydu Atatürk’ümüzün esas kavgası.
Bunun için 23 Nisan’ı bayram etti size.
Bu fikir yer etsin diye beyinlerinize.
Büyüyünce oyunu, namusun gibi gör.
Oyunla demokrasiye çelik zırhlar ör.
Kirli pazarlıklarla oy satın alınabilir.
Halkın oyu çalınabilir.
Sen yine de oyunu satma.
Midene haram lokma katma.
Saygılar ve Sevgiler.
12.04.2007
Fatih Lütfü Aydın.
Tarihçilere göre hasta adam olarak nitelendirilen Osmanlıyı parçalamak için 19. yüzyılın sonlarına doğru (1860 lı yıllar) hürriyetçilik hareketi başlatıldı. jön Türkler de bu hareket içinde ortaya çıkmıştır.
Jön Türkler: Osmanlı Devleti içinde 19. yüzyılın ikinci yarısında Meşruti bir temele dayalı bir sistem kurmak, Kanun-i Esasi ilanıyla da serbest seçimlere gitmek ve böylece oluşturulacak meclise,ülke geleceğini teslim etmek gibi fikirlerle yola çıkan, hedef olarak batı örnekliğini seçen Osmanlı aydınlarının ortak adıdır. Bu isim ilk olarak Mustafa Fazıl Paşa'nın yayınladığı bir arîzada kullanılmış ve sonradan Namık Kemal ve Ali Suavi tarafından Yeni Osmanlılar karşılığı olarak benimsenmiştir. Ayrıca, ı. ve II. Meşrutiyet dönemlerinde de bütün ihtilalciler için bu isim kullanılmıştır.
Jön Türk hareketi, Osmanlı tarihinin son kesitinde en önemli sosyal ve siyasal harekettir. Belki de Osmanlı tarihinde böyle bir orijinallik ve tipiklik az rastlanan bir örnektir. Jön Türkler'den İttihat ve Terakki 'ye uzanan yolda Osmanlı temelinden sarsılmıştır.
Kuruluş ve başlangıç noktaları ile sonuçları farklı neticeler doğuran hareket, hem bir felaket hem de geleceği etkileyen bir kaosa dönüşmüştür
Not: Meşrutiyet: şartlı (yasalı, meclisli yönetim) demektir. Bilindiği üzere Monarşi (krallık) 1. Mutlak (astığı astı, kestiği kestik) Monarşi. 2. Meşruti Monarşi olarak 2 ye ayrılır. F.L.A.
.........................
1- Kanun-i Esasi (I. Meşrutiyet)
Tanzimat döneminde çıkarılan fermanlarla kabul edilen tabii haklar ve yükümlülükler giderek unutulmuş, istibdat devirlerine has keyfi ve takdiri idare tekrar başlamıştır. Padişah Abdülaziz memurları sürgün etme hastalığına tutulmuş, büyük memuriyetler rüşvet karşılığı dağıtılır olmuştur! .
Yönetimin bu keyfi ve mutlakıyetçi tutumuna, Avrupa ekolünde yetişen bazı aydınlar karşı çıkmaya başladılar; bunlar "Genç Osmanlılar" adı verilen bir grup aydındır. Bu zümre içinde Ali Suavi, Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Agah Efendi gibi isimler bulunuyordu.
Genç Osmanlılar Avrupa ve İstanbul'da çıkardıklan "Ulum" ve "İbret" gibi gazetelerde insan hakları, eşitlik, hürriyet, adalet, vatan sevgisi, meşrutiyet, meclis sistemi, anayasal sistem vs. gibi konuları işliyorlardı. Bu grubun idare kademelerinde de destekçiler vardı. Bunların başında Mithat Paşa, Hüseyin Avni Paşa, Mütercim Rüştü Paşa gibi kişiler bulunuyordu. Aynca hürriyet ve meşrutiyet fikirleri küçük ve büyük memurlarla subaylar, mühendishane ve tıbbiye öğrencileri arasında da geniş yankılar buluyordu.
30 Mayıs 1876 da Abdülaziz tahttan zorla indirildi. Yerine V. Murat tahta çıkarıldı. Bu padişahın akli rahatsızlığı vardı ve o da 31 Ağustos'ta tahttan indirilip, yerine meşrutiyeti ilan etme konusunda olumlu görüşleri bulunan II. Abdülhamit tahta çıkarıldı.
https://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/19/1271/14637.pdf
Not: Daha sonra 2. Abdülhamit 1877'de (93 harbi) Osmanlı- Rusya savaşını bahane ederek 1. Meşrutiyeti sona erdirdi. 30 yıllık baskılı bir yönetim Jön Türkleri ve onların içinden çkan İttihat ve Terrakiciler (İttihat: Birleşme, birlik kurma, bir olma.Terakki: İlerleme, yükselme, gelişme.) 'in baskısıyla 1908'de 2. Abdülhamit, 2. Meşrutiyet'i ilan etmek zorunda kaldı.
Daha sonra 31 Mart olayı* yaşandı.F.L.A.
İstanbul'da denetimi elinden kaçıran İttihat ve Terakki asıl güç merkezi olan Selanik'teki 3. Ordu'yu harekete geçirdi. Böylece ayaklanmayı bastırmak üzere Hareket Ordusu kuruldu. Ayaklanmacılar 23 Nisan'ı 24 Nisan'a bağlayan gece İstanbul'a girmeye başlayan Hareket Ordusu'na başarısız bir direniş çabasından sonra teslim oldular. Heyet-i Mebusan ve Heyet-i Ayan da bir gece önce Yeşilköy'de toplanarak Hareket Ordusu'nun girişiminin meşruluğunu onaylamışlardı.
https://tr.wikipedia.org/wiki/31_Mart_Vakas%C4%B1
Not: Mustafa Kemal Atatürk hareket ordusunun kurmay başkanıydı. Bazılarına göre TBMM'yi 23 Nisan'da açması bu olayla ilgilidir. Hareket ordusu 31 Mart (Rumi takvime göre) vakası ile başlayan ayaklanmayı bastırarak, keyfi yönetime son vermiş ve halkın da yönetimde söz sahibi olmasını sağlamıştır. İşte Atatürk bu bilinci taze beyinlere aktarabilmek için 23 Nisan'ı Çocuk ve Ulusal Egemenlik Bayramı olarak ilan etti.F.L.A.
*31 Mart olayı Meşruti Monarşiden Mutlak Monarşiye dönüş amacıyla başlatıldığı için gerici ayaklanma olarak adlandırılır. Bu ayaklanmanın liderinin 2. Abdülhamit'in damadı Prens Sabahattin olduğu söylenmektedir.
Okuduğum bir yazıda bireyci (bireye, insan haklarına, eşitliğe önem veren) birinin nasıl olur da Mutlak Monarşi için ayaklanma başlattığı, sorgulanıyordu. Yazıya göre, Prens Sabahattin İngilizlerce destekleniyor ve İngilizler de Osmanlıyı rahatça yönetebilmek için Mutlak Monarşiyi istiyordu.F.L.A.
Fatih Lütfü Aydın
Kayıt Tarihi : 15.8.2014 23:56:00
Çocuk
Çocuk gelecektir.
Çocuk iyi yetiştikce,
Dünya güzelleşecektir.
İnsanlık ve doğa,Yeniden yeşerecektir.
22.11.2014
F.L.A.
Pulsuz Dilekçe.
Sevgili anneciğim, babacığım;Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim, size şunları söylemek isterdim:Sürekli bir büyüme ve değişme içindeyim. Sizin çocuğunuz olsam da sizden ayrı bir kişilik geliştiriyorum. Beni tanımaya ve anlamaya çalışın.Deneme ile öğrenirim. Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Oyunda, arkadaşlıkta ve uğraşlarımda özgürlük tanıyın. Beni her yerde, her zaman koruyup kollamayın. Davranışlarımın sonuçlarını kendim görürsem daha iyi öğrenirim. Bırakın kendi işimi kendim göreyim. Büyüdüğümü başka nasıl anlarım?Büyümeyi çok istiyorsam da ara sıra yaşımdan küçük davranmaktan kendimi alamıyorum. Bunu önemsemeyin. Ama siz beni şımartmayın. Hep çocuk kalmak isterim sonra. Her istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum. Ancak siz verdikçe almadan edemiyorum. Bana yerli yersiz söz de vermeyin. Sözünüzü tutamayınca sizlere güvenim azalıyor.Bana kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığımı görünce beni sınırlayın. Koyduğunuz kurallar ve yasakların hepsini beğendiğimi söyleyemem. Ancak, hiç kısıtlanmayınca ne yapacağımı şaşırıyorum. Tutarsız davrandığınızı görünce hem bocalıyor, hem de bundan yararlanmadan edemiyorum.Öğütlerinizden çok davranışlarınızdan etkilendiğimi unutmayın. Beni eğitirken ara sıra yanlışlar yapabilirsiniz. Bunları çabuk unuturum. Ancak birbirinize saygı ve sevginizin azaldığını görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder.Çok konuşup çok bağırmayın. Yüksek sesle söylenenleri pek duymam. Yumuşak ve kesin sözler bende daha iyi iz bırakır. "Ben senin yaşında iken..." diye başlayan söylevleri hep kulak ardına atarım.Küçük yanılgılarımı büyük suçmuş gibi başıma kakmayın. Bana yanılma payı bırakın. Beni, korkutup sindirerek, suçluluk duygusu aşılayarak uslandırmaya çalışmayın. Yaramazlıklarım için beni kötü çocukmuşum gibi yargılamayın. Yanlış davranışım üzerinde durup düzeltin. Ceza vermeden önce beni dinleyin. Suçumu aşmadığı sürece cezama katlanabilirim.Beni dinleyin. Öğrenmeye en yatkın olduğum anlar, soru sorduğum anlardır. Açıklamalarınız kısa ve özlü olsun. Beni yeteneklerimin üstünde işlere zorlamayın. Ama başarabileceğim işleri yapmamı bekleyin. Bana güvendiğinizi belli edin. Beni destekleyin; hiç değilse çabamı övün. Beni başkalarıyla karşılaştırmayın; umutsuzluğa kapılırım.Benden yaşımın üstünde olgunluk beklemeyin. Bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın; bana süre tanıyın. Yüzde yüz dürüst davranmadığımı görünce ürkmeyin. Beni köşeye sıkıştırmayın; yalana sığınmak zorunda kalırım. Sizi çok bunaltsam bile soğukkanlılığınızı yitirmeyin. Kızgınlığınızı haklı görebilirim, ama beni aşağılamayın. Hele başkalarının yanında onurumu kırmayın. Unutmayın ki ben de sizi yabancıların önünde güç durumlara düşürebilirim.Bana haksızlık ettiğinizi anlayınca açıklamaktan çekinmeyin. Özür dileyişiniz size olan sevgimi azaltmaz; tersine, beni size daha çok yaklaştırır. Aslında ben sizleri olduğunuzdan daha iyi görüyorum. Bana kendinizi yanılmaz ve erişilmez göstermeye çabalamayın. Yanıldığınızı görünce üzüntüm büyük olur.Biliyorum, ara sıra sizi üzüyor, belki de düş kırıklığına uğratıyorum. Bana verdikleriniz yanında benden istediklerinizin çok olmadığını da biliyorum. Yukarıda sıraladığım istekler size çok geldiyse bir çoğundan vazgeçebilirim; yeter ki beni ben olarak seveceğinize olan inancım sarsılmasın.Benden "Örnek çocuk" olmamı istemezseniz, ben de sizden kusursuz ana-baba olmanızı beklemem. Sevecen ve anlayışlı olmanız bana yeter.Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi. Ama seçme hakkım olsaydı, sizden başka kimsenin çocuğu olmak istemezdim.Sevgiler,Çocuğunuz.
Kaynak: Yörükoğlu, Atalay, Prof. Dr. (1982) . Çocuk ruh sağlığı: çocuğun kişilik gelişimi, yetiştirilmesi ve ruhsal sorunları. Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.Türkçe karakterlerle okuma sorununuz varsa, "Pulsuz-Dilekce.txt" isimli dosyayı deneyin.
Nuri Erbaz adlı kişiden bir alıntı....
Bugün 20 Kasım "Dünya Çocuk Hakları Günü"Tüm çocuklarımızın Dünya Çocuk Hakları Günü kutlu olsun.Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, tarihte en geniş kabul gören insan hakları belgesidir. 20 Kasım 1989 tarihinde onaylanan bu sözleşme sayesinde artık çocukların hakları yasalarca da tanınıyor. 20 Kasım günü tüm dünyada Çocuk Hakları Günü olarak kutlanmaktadır. Türkiye, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’yi 1990 yılında imzalamıştırÇocuk Haklarına Dair Sözleşme, on sekiz yaşın altında olanları çocuk olarak tanımlayarak başlamaktadır. Sözleşmede ele alınan başlıca konular şunlardır:Ana–babanın rolü ve sorumluluğu; bunun ihmal edildiği durumlarda ise devletin rolü ve sorumluluğu;Bir isme ve vatandaşlığa sahip olma ve bunu koruma hakkı;Yaşama ve gelişme hakkı;Sağlık hizmetlerine erişim hakkı;Eğitime erişim hakkı;İnsana yakışır bir yaşam standardına erişim hakkı;Eğlence, dinlenme ve kültürel etkinlikler için zamana sahip olma hakkı;İstismar ve ihmalden korunma hakkı;Uyuşturucu bağımlılığından korunma hakkı;Ekonomik sömürüden korunma hakkı;İfade özgürlüğü hakkı;Düşünce özgürlüğü hakkı;Dernek kurma özgürlükleri hakkı;Çocukların kendileriyle ilgili konularda görüşlerini dile getirme hakkı;Özel gereksinimleri olan çocukların hakları:Özürlü çocukların hakları
Fatih Lütfü AydınKayıt Tarihi : 20.11.2015 19:34:00